Kuralların büyük hayranıyım. Onları hem kendim uydurur hem de diğer yazarların tweetlerinden ve blog yazılarından çalarım. İşte birkaçı:
Bir şeyi iki kez tanımladığında iki tanımı karşılaştır. Sadece daha ilginç olanı bırak.
Mekânı tek bir imgeyle oluştur. Bir şömine, bir oturma odasıdır. Bir yaprak yığını ise bir bahçe.
Bütün klişeleri sil. Flash kurguda buna yer yok.
Bununla birlikte, okuyucunun arka planı tek bir kelime bile harcamana gerek kalmadan zihninde doldurmasını sağlayacak alışıldık karakter kalıpları gibisi yoktur. Biraz viskiyle mide ilacını karıştırın; işte sana görmüş geçirmiş, yorgun bir dedektif.
Yazabileceğin en kötü ilk taslağı yaz; çünkü onu düzenlemek, boş bir sayfayı düzenlemekten bin kat daha kolaydır.
Benim berbat ilk taslak yazma tarifim şu şekilde: Hikaye yapının iskeletini döşe. Bir cümleyle başla. İki cümle, üç cümle... Bir adam bir bara girer. Bar perilidir. Hayaletler ondan çok kokteyllerle ilgileniyordur. Her cümleyi bir paragrafla değiştir. Paragrafları sahnelere veya olay örgüsüne göre düzenle. Tuzu biberi olsun diye temayı serpiştir. Cümlelerini daha iyileriyle değiştir. Yazmak, yeniden yazmaktır.
Belki de sıfırdan başlamıyorsundur. Belki de o malum en kötü/en iyi randevudan sonra, hafif sarhoş ve ilham dolu bir ânında karaladığın 800 kelimen vardır. Bunlar harika kelimelerdir ama henüz tam bir hikâye olmadıklarını hissedersin.
Bu kelimeleri hareket ettir. Parçadaki en güçlü, en duygusal cümleyi bul. Bu senin yeni son cümlen. İkinci en güçlü cümleyi bul. Bu senin yeni ilk cümlen. Şimdi hikâyen elle tutulur gibi mi? Yoksa tümüyle içine mi ettin? Ettiysen ne olmuş, yeni taslaklar bu yüzden var. Post-it notlarına parçalar yav ve onları masanın üzerinde hareket ettir. Hangi kombinasyonun bir hikâye gibi hissettirdiğine bak. Hikâyenin hareketli olması için ortayı duygusal olarak geri kalanından uzaklaştır. Damağı gıdıklayan duman kokusu, dilde karamel, turba ile bitir. İyi bir şeyi kötü, kötü bir şeyi iyi yap. Yalan söyle.
Eğer hikâyen çok uzunsa, şu kelimeleri her yerden sil: Gibi, sadece, neredeyse, biraz, gerçekten– doğuştan gelen çekince koyma ihtiyacını ifade eden tüm kelimeler. Menüde kelimenin gerçek anlamında her çeşit içeceğin olmadığını biliyoruz, "neredeyse her çeşit içecek" yerine "her çeşit içecek" demende bir sakınca yok. Söz veriyorum, bu yasak değil.
Ayrıca şunları da sil: Çok, bir sürü, yani, oldukça Tabii bir duraksama yaratmak için o ritme ihtiyacın yoksa. Fazla kelimeleri sorguya çek, onlardan hikâyedeki yerlerini haklı çıkarmalarını iste.
Eğer hikâyen hâlâ çok uzunsa, "dedi" gibi diyalog etiketlerinin yerine geçmesi için diyalogların yanına taşıyabileceğiniz eylemler olup olmadığına bak, eğer zaten metinde geçiyorsa "dedi" yerine "oturdu" ifadesini kullan. Evet, bu bir karakterin başta planladığından daha erken veya daha geç oturacağı anlamına gelir. Çoğu eylem yerinden oynatılamayacak kadar değerli değildir.
Eğer hikâye hâlâ çok uzunsa, bir sahneyi veya bir karakteri silmen gerekebilir. Hikâyenin parçalarını tek tek incele, görevini yerine getirmeyen organı bul. Ona sor: Bu hikâyenin vermesini istediğim duygusal etkiye katkıda bulunuyor musun? Bar taburesine, tuhaf müşteriye, bir dal biberiyenin yakılmasının sevgi dolu tasvirine sor: Bu hikâye sensiz ayakta durabilir mi? Eğer öyleyse, sana kapıyı göstereyim.